Ne? Bu motorla mı? Hem de İstanbul’dan…

Tuğçe ve Fatih çiftinden oluşan Ride2World ekibi, bundan sonra küçük motorlarıyla büyük turlarını MotosikletHabercileri.com'da yazacaklar

Ride2World’den Fatih Altunkaynak yazıyor…

Aranızda en az bir kere İstanbul’dan çıkıp da şöyle 300-400 kilometre yol yapıp, bir köy kahvesinde bu soruyu duymayanınız yoktur herhalde. Emin olun soru değişmiyor, sadece soran kişilerin konuştuğu dil değişiyor. İşte bu yazıda, bu soruyu 40 farklı ülkede cevaplamadan önce, tura çıkmaya nasıl karar verdik ve nasıl yola çıktık onu anlatacağım.

İkimizin de bu tura çıkmadan önce motosiklet geçmişi vardı. Küçük motorlarla bu tura çıkmak işin sadece ekonomik tarafını temsil ediyordu. Ben onbir senedir motosiklete biniyordum. Motosiklete “gazlamak” veya “havalı” olduğundan değil, bir arkadaşının motosikletiyle uzun bir seyahate çıkmasından heveslenip başladım. Demek ki motosikletle de gezilebiliyordu.

Tura başlamadan önce zaten 120 bin kilometre civarı bir yol tecrübem vardı. Bu tecrübenin içinde kamplar, uzun seyahatler, alınan ve verilen motosiklet eğitimleri mevcuttu. Tuğçe de bu seyahate başlamadan önce zaten 80 bin kilometreyi çevirmiş, motosikleti o da kendisine tutku haline dönüştürmüş bir motosiklet sevdalısıydı. O da benim gibi yağmur-çamur demeden motosikletten vazgeçmeyen birisidir ki bazen benden de iddialı olabilir.

Yıllardır gezi bloglarını ve seyahat raporlarını okuyordum. Bunlardan bir tanesi vardı ki okurken hep kendimi yerlerine koyuyor ve bir gün ben de yapabilir miyim acaba diyordum. Yıllar önce iki adet Yamaha YBR 125 ile dünyayı gezen Arjantinli Gustavo ve Alman Elke‘ydi bu ikili. http://www.re-moto.com

Zaman zaman masa başında çalışırken aklıma tur fikri geliyor, sonra yanıma bir arkadaş bulamadığımdan ve tip 1 diyabetimi bahane ettiğimden vazgeçiyordum. Bu tura başlamadan 2, 3 sene önce son gaza gelişimde Moğolistan rotamı neredeyse hazırlamıştım, sadece kendimden emin olamıyordum. Yapabilmekten çok konfor alanımdan çıkamamaktı aslında problem. Bir de sanki bana kumpas kurmuşlar gibi o dönem birçok Türk gezgin Moğolistan’a sürünce benim için bilinmezliği ve çekiciliği kalmamıştı Moğolistan’ın. Bir hayal kırıklığı ve küsmüşlükle köşeme oturdum ve beni dansa davet edecek kişiyi beklemeye başladım adeta.

Bir gün internette tanıştık Tuğçe ile, buluşmaya karar verdik ve olaylar burdan sonra gelişti. İlişkimiz hızla ilerledi, beraber gidilen motosiklet turları, trekkingler, kamplar derken o gün geldi ve evlenme teklifime “Evet” dedi Tuğçe. Bu sayede düğmeye basmış oldu. Ama yanlış anlaşılmasın evlenmek yerine “Motosikletlerimizi satıp o parayı düğüne mi harcayacağız?” diye kendimize sorduk, bir karar verdik, o para dünya turunda yenecekti.

990 ve Monster’la olağan bir Şile gezisinden

Evlenme teklifimi kabul eden Tuğçe‘nin oyunudur bu tura çıkmak aslında, her ne kadar benim hayalim olarak başladıysa da. Evlenmek için masraf yapacaktık ve öyle bir birikimimiz yoktu. Tuğçe de bana “Hala dünya turuna çıkmak istiyor musun?” diye sordu ve hiç düşünmeden evet dedim ve o dansa beni Tuğçe kaldırmış oldu. Tek birikimimiz sahip olduğumuz araçlarımızdı. Bu araçlar da öyle çılgın para eden araçlar değildi, ortalama 4, 5 yaşında orta sınıf araçlardı. Yani çok bir para geçmemişti elimize onları sattığımızda. İki iyi motosiklet alıp az gezeceğimize, ucuz ama dayanıklı YBR‘yi tercih edip, gezme bütçemizi maksimumda tuttuk. Sonuçta hızla bir işimiz yoktu. Dünya o kadar büyüktü ki apar topar gitmek sadece ben bunu yaptım demek olacaktı.

Bu öyle bir karardı ki, kariyer hedeflerimizden vazgeçmek, sevdiklerimizden uzakta kalmak, evsiz olmak ve kocaman bir bilinmeze yelken açmaktı.

Bir anlık bir kararın hayatımızı bu denli şekillendireceğini asla bilemezdik. Birbirimizden aldığımız mental destek sayesinde bu işi yapabileceğimizi biliyorduk, hem de azıcık bir bütçeyle. Haddimizi bilip, ayakları yere basan bir plan yaptık her ne kadar o planın epey dışına çıktıysak da sonrasında.

Haritayı açınca artık bir farklı bakıyorduk. Kendimizi o dağlarda, nehir kenarlarında, okyanus karşısında hayal ediyor, dalıp gidiyorduk.

İlk olarak rotamızı belirledik, sonrasında da rotamızdaki ülkelerdeki konaklama, yeme-içme ve akaryakıt fiyatlarını. Buna göre de günlük bir bütçe çıktı ortaya. Yaklaşık 150 TL, o zamanın yani Ağustos 2016‘nın kuruyla 50 Amerikan Doları’ndan biraz az. Toplamda da 18 ay gezebiliyoduk, o da bir buçuk sene ediyor. Matematiğimin şahane olduğundan bahsetmeye gerek yok sanırım. Tabi bu bütçeye motorları kıtadan kıtaya gönderirkenki masraflarımız dahil değil. Onları düşüp de hesapladık. Neyse size de matematik yaptırmaya niyetim yok.

Tabi bu hesapları yapmak iyi güzel de hala çalışıyoruz, o yüzden istifa dilekçelerimizi verdik ki işi bağlayalım, kaytarma şansımız olmasın. Patron bile gitme diyemedi, “ben de gitmek isterdim” dedi. Öyle bir istifa dilekçesi işte “Motosikletimle dünya turuna çıkacağımdan dolayı istifamın kabulünü…” Yahu kim ne diyebilir ki zaten buna.

Zaman daralırken motosikletler ve ekipmanlar hazırlandı. Çantalar motosiklete defalarca yüklendi, çünkü hem eksik-gedik kalmamalı hem de fazla eşya taşımamalıydık. Motorların canı ne ki, yükleyelim alabildiğince. Bu arada önceki gezilerimde 1150 GS‘inde mangal, onda yakacağı odunu taşıyan ve ev tip boyutlarda kalın kesme tahtası ve bıçakla gezen motorcular bile gördüm. Bizimkisi daha iyi planlanmalıydı kesinlikle.

İsviçre Alpleri

Bütün dostları ve aileyi topladık Moda’da, kestik pastamızı çıktık yola. Her zaman, motosiklette günün ilk viteslerini yükseltirken keyif alırdım ama bu seferkinde aldığım keyfi tarif edemem. Avrupa’dan başlayıp Asya’dan dönecektik ve en önemlisi köprüye para vermeyecektik!

Moda’da Kutlama

Fatih Altunkaynak