Erkan Öztürk’ten uzun geziler için tavsiyeler

Belgesel Yapımcısı, Motorlu Gezgin Erkan Öztürk, yazılarıyla bundan sonra MotosikletHabercileri.com'da olacak.

TRT için Afrika’nın Rengi belgeselini hazırlayan, uzak diyarlara motosiklet süren ilk Türklerden Erkan Öztürk, tecrübe kokan” yazılarıyla bundan sonra MotosikletHabercileri.com‘da olacak.

İşte Erkan Öztürkün hoş buldum” yazısı.

Uzun geziler için tavsiyelerim

Erkan Öztürk / Belgesel Yapımcısı – Sürüş Eğitmeni

Uzun yolculuklar yapmış, onlarca ülkeden sınırlardan geçmiş, kıtaları, çölleri, dağları aşmış bir motosiklet sürücüsüyüm. Son gezimde 18 Afrika ülkesinden geçtim yaklaşık 40 defa sınır giriş çıkış deneyimim oldu. Son gezimde 8 ay Afrika’da kaldım. İki defa motorla geçtiğim Afrika gezi süresini toplarsak 19 ayımı bu kıtada geçirmişim. Bence artık önemi yok ama “çok kilometre yaptım”.

Genelde bana gelen mesajlarda ve toplantılardaki soruları bir başlık altına toplarsak cümle: “Uzun bir yolculuk öncesinde hazırlıklar nelerdir?” şeklinde olabilir.

Kendime göre anlatayım. Bu yolculuklarda o kadar “püf noktası” var ki tamamını not alıp yazmaya kalksak kitap olacağından hiç şüphem yok, bu sebeple ben temel hazırlıklardan bahsetmek istiyorum. Uzun süreli rotalarda yolculuğa bence insan önce mental olarak hazırlanmalı. Çünkü yapacağınız seçimler sizin “kafa vitesiniz” ile alakalı.

Burada gezi kitapları ve oraları gezmiş kişiler devreye giriyor. Onlara inanmayın.

Gitmek istediğiniz ülkelerde yolculuğunuzu ne kadar keyifle geçirmek istediğinizi önceden hayal etmek istersiniz. Geri döndüğünüzde ne maceralar ne güzel yerler gördünüz onları nasıl da zevkle anlatacaksınız, müthiş maceranızı dostlarınızla paylaşacaksınız, öyle değil mi?

İşte sizin bazen akıl danıştığınız, fikrini merak ettiğiniz bizler de gitmeden önce bu hayalleri kurarak gidiyoruz oraya. Müthiş bir iş yapıyoruz, sadece biz yapabiliriz bunu belki herkes yapmıştır ama biz bir başka yaparız, inanın bize inanamazsınız.

Mesela ben Somaliland denilen bir ülkeye dünyada motoruyla giden ilk ve tek Türk motorcuyum. Umman, UAE, Yemen, Cibuti gibi ülkelere motoruyla giden ilk Türk’üm. Uganda, Ruanda, Burundi, Etiyopya’nın büyük bir kısmına da öyle. Bir arkadaşım İran, Pakistan, Hindistan rotasını yaptı. Bazen ikimiz dost sohbetlerinde denk geliriz, onun yaşadığı maceraları ben ağzım açık dinlerim. Ne zor şartlarda motor sürmüştür, atlattığı tehlikeleri yaşadığı deneyimleri dinleyince “lan ben de gezmiş miyim adama bak beaa” derim kendi kendime. Yaptığı geziyi asla küçümsemem ama ben onun gibi anlatamam mesela. Egosu kendinden büyük insanlardan uzak durmanı tavsiye ediyorum “eyy okuyucu”. Biz gezmeyi sizden öğrenecek değiliz, en güzelini gezeriz biz.

Çünkü biz egolarımızı nal gibi yapmak için abartmayı severiz, takdir edilmek için bazen ufak renkli olayları köpürtmeyi severiz, kimse bize yetişemesin isterim ben mesela, tek olayım, benden başka motorcu gitmesin oralara diye bazen korkunç hikayeler anlatırım. Size İran sınırını geçişimi bir anlatırım dudağınız uçuklar. Bu yüzden bana inanmayın ama ona da inanmayın.

Gezi kitapları tamamen ticari amaçlı kitaplardır. Nereyi okursanız okuyun hep bir şekilde sizi kapalı ve düzgün otellere yönlendirme yapan metinler okursunuz ve gittiğiniz ülkenin plajları bembeyaz, ormanları ise yemyeşildir. Sanki bir gizli cennettir orası, onlara da inanmayın.

Tüm alınabilecek bilgileri dinleyin, okuyun araştırın, aklınızdan süzün ve sonra “kendinize inanın”. Oralara ilk gidenler de hayatlarında ilk kez gitmişlerdi, neden onları takip edesiniz ki? Çizin kendi yolunuzu, bu macera sizin.

Ben uzun yolculuklara çıkmadan önce gideceğim ülkelerin belli başlı öne çıkan durumları, turistik alanları ile bilgi alırım sonrası “allah kerim”. Kafa vitesini beşe tak git, sabah ola hayrola…

Bunu şöyle anlatmak isterim, Etiyopya’da Piazza denilen bir bölgede ( bizim İstanbul’da Dolapdere, Ankara’da Çinçin muadili bir bölge ) Baro Otel ( şaka yapmıyorum ) diye bir yerde kalıyordum. Gezginlerle sohbet ederken “ben Somaliland’e gideceğim, bu gün vize aldım” dediğimde hemen hepsi bana “kafayı yemiş la bu, ne annatıyo bu denişik” şeklinde bakıp “sen çıldırdın mı, orası çok tehlikeli” türünden cümleler kullandılar. Ne de olsa Avrupalı medeni insanlar aklından geçenleri söylemiyorlar.

Ertesi sabah çıkıp Somaliland’e gittim. Yolculuğumun en güzel zamanlarıydı. Sınır kapısı iki kazık arasına çakılmış poşetlerin oluşturduğu bir kapıdan, gümrük defterlerini kendimin doldurduğu “Bu dünyada kimsenin resmi olarak tanımadığı” ülkeye girdim. Yani ben artık resmen yoktum.

Uzatmayalım neden rahat ettim çünkülüm halkın tamamı Müslüman, benim adım Mustafa Erkan hem de Türk’üm, ne savaş, ne kavga, ne hırsızlık yaşamadan paşa paşa gezdim çıktım ülkeden ( Etiyopya girişinde vizeyle ilgili yaşadığım sorun sonrası Somaliland’e yani kimsenin resmen tanımadığı bir ülkeye kaçak olarak tekrar girip yine vize alıp çıkmam vardır ki o ayrı bir hikaye )

Şimdi bana sorsanız Somaliland’e gidin derim, isim veririm telefon veririm ama oradaki benim, siz değilsiniz ki. Karakterlerimiz farklı, dünya görüşümüz farklı, tehlike algımız ise daha bir farklı. Ben İstanbul’da Gültepe’de büyümüş bir adamım, 1980 darbesini terörü anarşiyi bir şekilde yaşadım. Farklıyım demiyorum, siz ve herkes farklı.

O zaman benden alabileceğiniz bilgiler, giriş nasıl, çıkış nasıl, dikkat etmem gereken kurallar nedir bunları alın, ondan başka anlattıklarım benim gezimin hikayeleri “keyifle dinle” unut gitsin. Misal orada benzine patrol, mazota dizel diyorlar, ben benzinci denilen bir pompacıya benzin dedim herhalde o dizel anladı, çünkü büyük olasılık hayatında gördüğü ilk motosiklet benimkiydi, depoya mazotu döküverdi, ohh mis. Hikayesi uzun sonra anlatırım ama bu önemli mesela “usta yakıta ne dendiğini öğren” derim. Mısır’da mazotun adı solar’dır mesela. Sudan Wadi Halfa sınır geçişini Mehdi ve Mazaar yapar başkası yoktur 10 dolara iş biter ama isterseniz kendiniz de deneyebilirsiniz. Bende numaraları var isterseniz verebilirim, bilmem ne demek istediğimi anlatabildim mi?

Bu sebeple o avrupalılar orada korkabilirler, çünkü dinleri farklı, orada yaşayanlar onlara bana yaklaştıkları gibi yaklaşmıyorlar. Her ne kadar Avrupalıyız desekde gen olarak Avrupalı değiliz. Kıvrak zekamız bize her kapıyı açar, yani Avrupalıların çekinmesi çok normaldir. Eğer onlara sorarsanız gidemezsiniz bile, sormayın o zaman.

Bu kadar anlattıktan sonra “kısaca” demek komik ama “kısaca” temel ihtiyacınız olan bilgileri almak ve belirsizlikleri ortadan kaldırmak “mental” olarak sizi daha güçlü yapar. Bizi en çok cezbeden bilinmezlik olsa bile, bilinmezlik bazı konularda karar almamızı ve seçimlerimizi etkiler.

Ne kadar az şey bilirseniz eğlenceniz o kadar artar.

Buyrun size hikaye,

Yer: Uganda Kraliçe Elizabet Doğal 0‘nda Albert Gölü’nde tekne turu. Program için çekim yapıyoruz. Benim elimde GoPro monopoda bağlanmış halde. Bazen suya sokup dip çekimi yapmaya çalışıyorum, bazen tepeden kendi görüntümü alıyorum. Etrafta timsah, fil, su aygırı, türlü çeşit vahşi heyvan var. Bir ara tekneden eğilmiş yine su çekimi yaparken biri ensemden paldır küldür beni yukarı çekti. Çok sinirlendim, küfür kafir düz gidip arada da “lan benim devletten iznmim var” diye zırvalıyorum. Zenci kardeş teknenin yanından hafifçe aşağı eğilip bana bir çift burun deliği, göz ve şeker pembe kulaktan oluşan karışımı gösterdi. “Su aygırları seni bir anda yakalayabilir, çok büyük tehlike atlattın” dedi. Vahşi doğada su aygırları en çok insan ölümüne sebebiyet veren hayvanlarmış. Aslandan timsahtan falan fazla. Bilmiyordum.

Cahil olmak bazen çok eğlenceli olabiliyor. Seçim sizin.

Mental hazırlıklarda son bölüm ise; oralara hiç gitmemiş ama çok şeyi bilen abilerdir. O kadar güzel, akıcı ve kesintisiz konuşurlar ki aklımıza “yahu sen nerden biliyon” demek gelmez. Biz demeyiz onlar anlatır. Yani siz “başkalarının hayallerini gerçekleştirirken onlar da kendi hayallerini gerçekleştirmeye çalışırlar” kafanızı boşa karıştırmayın. Tebrikleri, gazları alın, he he diyip kendi inandığınızı ve istediğinizi yapın.

Herkesin deneyimi kendine.

Motor hazırlıkları

Yola gideceğiniz motoru iyi tanımanız çok önemli bir avantajdır. Bunu neden yazdım. Teorik olarak motorumuzdaki her parça bozulabilir ve bizde yolda kalabiliriz. Ne yapacağız yanımızda yedek motosiklet götürecek halimiz yok. Motoru tanıyacağız ki neresi arızalanabilir, kronik sorunları nelerdir, hangi yedek parçaya ihtiyaç var, bilmeniz sizin işinize yarar. Misal Serkan ve Murat (özellikle Murat) bir inanışı yok etti. R 1200 GS ile Afrika’yı Mısır‘dan Güney Afrika’ya geçti. Ben olsam GS ile o yola gitmem.

Dikkat, seçim Murat’ın, ya cahil cesareti ya da kafa vitesi. Gitti geldi kimse bir şey demedi ama eğer ki GS bi arızalanaydı aboowww “ben demiştim” gibi klişelerle başlayan cümlelerin ardı arkası kesilmezdi. Diyeceğim o ki; yapan yapıyo hacı, sen önce motorunu seç.

Seçtiğin motorla bir süre haşır neşir ol, balata değiştirmeyi, lastik söküp takmayı, yağ değiştirmeyi öğren. Bence motorunu komple bir kere sök, sonra tak. Elin alışsın. Burada sanırım mecbur kalırsan bir tek lastik değiştirme konusu önemli diğerlerini öyle yada böyle bir yerde yaptırırsın. Benim mekanik bilgim, çözüm üretme zekam, olayları algılamam senden farklı, bana kalsa ben YBR ile Mısır Güney Afrika’yı bir daha geçebilirim. Yersen.

Mesela ben iki Afrika gezisine de “top case” takılı gittim, inanamazsın acayip rahat ettim. İlk gittiğimde topcase lastik bağlamaya müsaade etmiyordu ben de lastikleri ön sağa sola bağladım. Ön ağır oldu ama rahat ettim be. Offroad deneyimi de var bende, TMF enduro yarışlarına girmişliğim, evde kırık dökük kupa falan da var yani. Sen, sana ne uyuyorsa onu yap.

Motorunu mutlaka güvendiğin bir serviste baştan aşağı servise sok, ama çalışıyorsa kurcalama kuralını unutma. Servis sırasında hep motorun yanında ol, hatta mümkünse sök tak işlerine yardım et.

Deneyimle sabit, en büyük sorunlar “bu işi ultra bilen ustaların ellerinden çıkan motorlarda yaşanır”. Bana inanmamakta özgür olduğunu hatırlatırım.

Motor yedek parçası anlamsız uzun bir konudur, balata, yağ filtresi, benzin filtresi, zincir, dişliler, yedek kilitler, anamm doldururuz da doldururuz. Doğru ama misal zincir kilit aldın, değiştirme aparatın yoksa ne işe yarar. 10.000 km yola gidiyorsun yağ filtresi almazsan ölmezsin 5000 sonra ilk yağı değiştir hadi rota uzadı 6.000 de dönünce filtreyle değiştirirsin. Yedek ampul al yanına ama nasıl değişir öğren. Olmadı gece sürmezsin hacı bişi olmaz. Ve mutlaka ama mutlaka orada bir çözüm bulursun böyle basit konulara. Konjektör alırım ben mutaka yanıma çünkü şahsına münhasır bir parçadır konjektör her an herşeyi yapabilir ve benim afrika twinin kronik bir konjektör sorunu olduğu söylenir. Benzin pompası da kronik sorunludur afrikanın ben mistsubishi kamyonetinkiyle değiştirdim hala kullanıyorum. Diyeceğim kendi kendine yapabileceklerini önceliğe al. Kendi kendine olmazsa olmazları belirle. Akü şarj aleyti al mesela yanına yerin varsa, ben alırım. Battery Tender küçücük bir şey. Dediğim gibi yedek parça ve malzeme çook uzun bir konu. Buna sen karar vereceksin bizim anlattıklarımızdan, yazdıklarımızdan sonra kafana göre takıl.

Sana mutlaka al diyeceklerim “tecrübeli olduğuma inanıyorum

Mutlaka iyi kaliteli takım götür yanında, takım işler el övünür diye bir lafı unutma. Mal kalite olacak usta.

Latherman çok amaçlı alet. Senelerdir kullanıyorum, nerelerde ne işlerime yaradı inanamazsın. Yanımda olmadan sokağa çıkmıyorum o kadar yani.

Duct tape denilen gri bant varya can yoldaşındır, şimdi yazarken düşünüyorum da o kadar çok işe yaradı ki, bence mutlaka yanında bulundur.

Epoksi karışım. Ben Etiyopya’da taşlaşan bir epoksi karışımı buldum Amerikan malı. Çok yerde kullandım. Yanında olursa rahat uyursun.

Japon yapıştırıcı. Al koy usta ne zaman lazım olacağını bilemezsin.

İp, koruma demirine dola mesela 10-15 metre ama kaliteli dağcı ipi. Belki hiç kullanmayacaksın ama Moyale’de yağmura yakalanırsan bana çok dua edeceksin.

Lastik tamir kiti. Burada dikkat bende elektrikli bir pompa vardı, Çin malı. Ama bir Norveçli’de bildiğin bisiklet pompası gördüm, bizdeki dandiriklerden değil. İş yavaş gidiyor ama garantisi ve kapladığı yer açısından rahatlığı on numara. Bir daha gidersem mutlaka ondan alacağım.

Cırt plastik kelepçe, boy boy. Ziynet eşyası bulmuş gibi olursun onu kullandığında. Çok işe yarar çook.

Ve malzemenin kıralı sıvı conta. Allah bunu icat edenden razı olsun, patlak mattan delik ayakkabıya kadar bin tane yerde kullandım. Evlenme teklif edebilirim, o kadar haşır neşir olduk. Mutlaka olmalı.

Yukarıdaki malzemeler olmadan yola çıkarsam bir yanım eksik diye düşünürüm.

Plaseler var bir de mesela mümkünse ön amortisör keçeleri, göbek rulmanları gibi parçalar olursa iyi olurlar sıralamasında.

Motosiklet malzemeleri

Lastik vs konusuna hiç girmek istemiyorum ama Mısır Port Said, Güney Afrika Cape Town arasında 30.000 km motor sürdüm. Pirelli kullandım tek takım. Lastik granit oldu ama Türkiye’ye geldim. Bu rotada Etiyopya Moyale ile Kenya Isıolo denilen yer arasındaki 300 km dışında toprağa girmeden Cape Town’a ulaşmak mümkün. Ben abarttım 18.000 km‘yi 30.000‘de geçtim girip çıkmadığım dağ tepe kalmadı. Ama mümkün. Seçim senin. Avrupa‘ya giderken dişli lastik takmanın nasıl mantıklı bir açıklaması olabilir mesela. 10.000 km yol yapacaksın belki 400 hadi bilemedin 1000 km’si toprak olsun. % 5 – % 10 Seçim senin.

Taşıyıcı çantalar

Çok önemli, ama çantadan önemli olanı çantaları taşıyan demirler. En çok demiri kırılan motorcularla karşılaştım. Ben her şekilde zor arazi şartları olan bölgeler için metal çanta kullanmayı tercih ederim, bence, kendime göre böyle. Öyle seviyorum çünkü, haa plastik gitmez mi, kafa vitesine bakmak lazım.

Sosis çanta. Su geçirmez olmalı. Bence mutlaka olmalı. Kuzen Gökhan içinden çelik tel geçirip dikmişti ilk Afrika turunda onu da motora bağlayıp küçük kilitle kilitlemiştim. Çok işe yaradı.

Motor konusunu kapatırken çok defa kullandığım bir cümleyi yazmak istedim. “Yahu motor 50.000 de daha tık demedi, gideceğimiz 10.000 km yol, niye arıza yapsın ki?” benim motorum şu anda 20.000‘de falan ama bu üççüncü turu.

Kılık kıyafet

Başlarken yazayım Buff markalı balaklava olmazsa seleye oturmam. Hele Buff’ın yün olan uzunu var ki süper bir malzeme. Çantama ilk koyacağım kıyafettir. (Buff marka tavsiyesidir ben olsam onu seçerim, mutlaka muadilleri vardır)

Botu eldiveni geçiyorum izninizle. Çok katmanlı kıyafet giyiyorum ben. Son yolculukta Motoplus’tan Venom mont ve tulum yağmurluk aldım. Yazlık, mevsimlik ve kışlık olabiliyor mont. Buna benzer bir mont da kardeşim Timo’da var Joe Rocket o da katmanlı on numara montlar. Çok soğuk olursa yağmurluk giydim üstüme. Daha soğukta ise mecbur değilsem bir gün daha yattım.

Hepi topu 100 Litre alanımız var usta, 10 tane don, 10 t-shirtle doldurmanın anlamı ne ki? Kız istemeye mi gidiyoruz?. Gittiğin yerde yok mu t-shirt. Oradan al hem de anısı olsun yahu. Boş kalan yerlere daha çok motor mazlemesi koyabilirsin. Ama unutma motorun da canı var amortisörün pörtlerse cehenennem azabını yolda yaşarsın. Emin ol kullanmadan geri getirdiğin her don çorap ve t-shirt senden ahirette hesap sorar. Ağırlığa dikkat!

Bende Salewa marka bir mont var, rüzgar kesici hem de çok yağmur olmazsa su da geçirmiyor. Bir de şık bir şey. Böyle bir mont çok işe yarıyor. Çok soğuklarda montun üstüne giydim üstüne bir de yağmurluğu çektim, fırın modunda virajların tadını çıkardım.

Dikkat: Yeni kıyafetle yola çıkmayın. Alın kullanın, yedek malzemelerinizi deneyin. Orada kırık bir tebessümle malzemeye bakıp dururken bulabilirsiniz kendinizi.

Misal Selim Kantarcıoğlu bana Shoei XR1000 renkli vizörü verdi. Ben de yola çıktım sonra güneş varken “du değiştireyim la şunu” dedim, mal olmadı usta. Ya model değişikti ya bedeni ama olmadı işte. Denemek lazım. Bir seyahat taşıdım çantamda, atmaya da kıyamadım bok varmış gibi.

Kask konusu

Ben ben olsam hep çene açılır kask kullanırım. Soru sorarken durup fotoğraf çekerken, kaskı çıkarmadan yol kenarında durup su püskevit falan alırken çok rahat oluyor.

İlaçlar, aşılar, koruyucular

Etiyopya‘da malarya yani sıtma oldum. Bu hastalığın aşısı yok. Koruyucu tabletler kullanıyordum ama berbat bir gece geçirdim, sonra tedavi tabletlerini alıp iyi oldum. Bir kere de Mısır Aswan şehrinde ishal olmuştum, 40 günden fazla sürdü ishalim ölecekken Etiyopya‘da ilk gaita tesiti yapan motorcu olarak barsaklarımda bakteri bulundu, tahta kulübe eczaneden tablet aldım iki tane içtim, iyileştim.

Yukarıdaki olayların öğrettikleri.

Uzun yol için Hepatit A, B, C aşıları mutlaka olunmalı, yurda dömüşte test edilmeli. Yola çıkarken antibiyotik stoğu yapılmasına gerek yok çünkü bizim antibiyotiklerimiz oradakileri yenemiyor, yerel ilaçlar bu konuda çok başarılı.

Ben olsam yanıma, immodium veya Türkiye‘deki adıyla Lopermid içerikli ishal konusunda yardımcı bir ilaç ( sindirim sistemini durduruyor ilacı bırakınca tuvalete gidiyorsunuz ), ağrı kesici, soğuk algınlığı için ilaç  (Nurofen vs ), parasetemol içeren Tylolhot türevi bir ilaç, sinek bözek sokmalarına karşı bir ilaç alırdım. İlk yardım malzemesi bence mutlaka olmalı tabii ilk yardımı da biliyor olmamız gerekli.

Güneş koruyucu krem çok sıcak iklimlerde işe yarıyor.

En önemli konu: prezervatif

Sevgili okuyucu sen rahip veya rahibe olabilirsin ama ben değilim. “Abi benim ne işim var yaa ben ülkeleri gezmeye gidiyorum” demek GSXR 1000 alıp “usta ben hız yapmayacağım, kontrollüyüm” demek gibi birşey.

Yanınıza “yeteri miktarda” prezervatif alın, gittiğiniz ülkenin “ölçüleri” ve “kalitesi” sizi tatmin etmeyebilir. Etiyopya‘da sensation marka Çin malı prezervatif var, üç tanesi 1.7 TL. Buyrun güvenin kendisine. Gelişmemiş bir bölgeye gidiyorsanız bu tavsiyemi dikkate alın. Bunu tüm gezginler için söylüyorum kadın erkek farketmez.

Swaziland‘de AIDS oranı genel nüfusta % 40, Lesotho % 50, Mozambik % 35, Güney Afrika % 30 oranında. Dikkat genel nüfus oranı, eğer siz parayla bir ilişki satın alıyorsanız oranını buna göre hesaplayın. Altıpatlara 4 kurşun koyup Rus ruleti oynamayın.

Bir korunma hikayesi rivayeti.

Afrika ülkelerinde erkekler iki kat prezervatif kullanıyorlar ve iki prezervatif arasına “viks” sürüyorlar. Alttaki patlarsa erkek üstteki patlarsa kadın farkediyor. Ben denemedim sadece hikayeyi duydum, geçerliliği hakkında bir tavsiyede bulunamam.

Yeme içme

Siz tabağınızdaki yemeğe bakmadan yemeye çalıştınız mı?

Ben denedim, mecburdum çünkü tabaktaki şeklini gördükçe yiyemiyordum.

Gidilen bölgenin florası daha çok sebze ve meyvelerde bulunur, bunlar sağlıksız değillerdir, sadece bizim sistemimize uygun değillerdir. Bu yüzden gidilen ülkede yenen çiğ sebze salata vs veya meyveler bizi ishal yapabilir.

Ben bölgeye alışana kadar pişmiş yiyecekleri yemeyi tercih ediyorum.

Su konusu çok alengirli bir konu. Ben Sudan’dan sonra neredeyse hiç kapalı su kullanmadım. Millet nereden içiyorsa ben de içtim, çünkü sürekli su aramak ve bunun stresini yaşamak dayanılır gibi değil. Evet çok kere ishal oldum ama ölmedim. Seçim senin.

Örnek bilgi, Etiyopya dağlar ülkesi ve su 86 derecede kaynıyor, yani bazı bakteriler ölmeyebilir kaynama olsa bile ( bence böyle ) tıp uzmanı değilim ki üstadım. Şimdi bir ay Etiyopya da kalacaksak yemeklerimizi de şişe suyuyla mı yaptıracağız?

Bir hikayeyle bitireyim yazdıklarımı.

Bir gün daraldım Kocaeli Yuvacık taraflarına kamp attım. Akşam nefis, yanımda dere akıyor, ay tepemde, yıldızlar meyve bahçesi gibi uzan uzan kopar. Karşımda bir taşın üzerinde milli içecek ve ultra gelişmiş müzikaletinde Safiye Ayla. Kamp ateşinin dansını seyrediyorum. O sırada çalılar bir hışırdadı baktım bir şey yok, bir anda bir adam belirdi,

Nabıyon yeğenim?

Noolsun amca oturdum öyle, daralmıştım kaçayım biraz dedim, sen naabıyon?

Noolsun, zamanında bana kanser demişlerdi, iki sene ömrüm olurmuş, bari havası temiz bir yere gideyim de orada rahat edeyimmiş, biz de buralara geldik 20 sene önce. Hala bekliyoz bakalım.

Uzun uzun konuştuktan sonra bana şu soruyu sordu

Bana bir yer söyle, insanların yaşadığı bir yer.

Çorum dedim, aklıma ilk o geldi

“Güzel”, dedi.

“Sen söyle” dedim

Senegal” dedi.

Ben gezginim o köylü (memuriyetten emekli olmuş)

Hayatımın kırılma anlarından birini yaşadım niye sordun ki bunu cevabını alınca

İnsanın yaşadığı her yerde insan yaşayabilir, sen ne takıldın kaldın şu söktüğümün istanbulu‘na, çık gel al sana arazi de vereyim, gel ev de yapalım. Hem bana can yoldaşı da olursun.

İnsanın yaşadığı her yerde insan yaşar hacı abi.

Sen motorla gezine git, derdin mi var çözersin, arıza mı var giderirsin, bir şekilde halledersin.

Orada kalacak halin yok.

Tabi seçim senin.

Kal sağlıcakla.