Plazadaki beyaz yakalıdan iki teker gezginine

Gülçin Söğüt varını yoğunu sattı, dünya turuna çıktı. Endonezya'da hayatının aşkı ile tanıştı. Kansere yakalandığını öğrendi. Şimdi Türkiye turuna hazırlanıyor.

Asfalt Perisi, Tatlı Gezgin Gülçin Söğüt yazıyor

Dünyayı motosikletle dolaşma hayalimi gerçekleştirirken sağlık sorunlarım nedeniyle kısa bir mola vermek zorunda kalmıştım.

Yıldız Teknik Üniversitesi Matematik ve Bilgisayar Programcılığını bitirdikten, Yeditepe Üniversitesi Yönetim ve Denetim ile Çocuk Gelişimi üzerine yüksek lisans yaptıktan ve 15 yıl bankacılık sektöründe üst düzey yöneticilik görevinde bulunduktan sonra çıktığım yolculukta hayatımın nasıl değiştiğini size anlatacağım. Şuraya internet sitelerimi de yazayım, reklamı olsun 🙂

www.tatligezgin.com ve www.oneroadoneworld.com

Tatlı gezgin rotasını çiziyor

Ortaokul yıllarımda ansiklopedilerden okuduğum dünya tarihi, kültür ve yaşamlardan etkilenip bir gün kendi gözlerim ile dünyayı keşfetmeyi, kültürleri yerinde öğrenme hayallerime o zamanlarda dalmış ama bunun için para biriktirirken, konfor alanından nasıl çıkacağım konusunda kafamda sorular gezinirken, bir de tabi kariyer basamaklarını tırmanırken, bu planları hep erteledim.

2006 yılında motosiklet ile Afrika‘yı boydan boya geçmek için motosiklet sürmeye başlamış olsam da, bir türlü yola çıkamayıp bir yıl süre ile motosiklet hevesimi askıya almıştım, ta ki 2013 yılında hiç beklenmedik bir şekilde annemi kaybedene kadar.

O zaman hayatın ne kadar kısa olduğunu, hiçbir şeyi bir sonraki güne ertelememek gerektiğine karar vererek beyaz yakamı çıkartıp ve neyim var neyim yok satıp 30 litrelik küçük bir sırt çantasını doldurup Latin Amerika‘yı keşfe gittim. Yaklaşık 3 sene boyunca karış karış kıtayı arşınlarken zaman zaman İstanbul‘a gelip babamı ziyaret etmeyi hatta onu da alıp gezilere çıkarmayı ihmal etmedim.

Motosiklete binmeyen Ferry’nin fikri nasıl değişti?

Güney Amerika kıtasından sonraki durağım Asya ve ilk ülke ise Endonezya. Endonezya adalarını karış karış gezerken başıma geleceklerden haberim olsaydı acaba ne yapardım?

Dalış için gitmeyi planladığım adaya ulaşmak için beklerken kiraladığım 50 cc‘lik motordan düşüp kaburgamı çatlatmayı başardığım için dalış yapmam imkânsız hale geldi ve kendimi başka bir feribota attım. Endonezya – İtalyan Ferry isimli birisi, bana çantamı taşımak için yardım ederken güvertede karşıma Hollandalı başka bir Ferry çıktı. İlk görüşte aşk bu olsa diye düşündüm.

Bu noktadan sonra ikimizin de hayatı tamamen değişti. Ben dünya turundan vazgeçmek istemezken, Ferry ise dünyayı keşfetmek için hevesli olmasına rağmen, tek sorunu motosikletle hayallerine devam etmek isteyen sevgilisi Tatlı Gezgin‘e nasıl eşlik edeceğiydi. Çünkü Ferry‘e motosiklete binmek hayatı boyunca hiç ilginç gelmemiş, hatta kamp yapma fikri de. Ama aile tanışması için Türkiye‘ye döndüğümüzde kendini bekleyen sürprizden haberi yoktu. Kardeşimin motorunu ödünç alarak başladım nasıl sürüş yapılacağını göstermeye. Tabi ben de 10 yıldır motor sürmediğim için yeni başlayan birinden pek farklı değildim. 8 saatlik motosiklet denemesinin ardından Ferry öyle çok sevmişti ki motoru, o gün biz iki acemi, motosiklet ile dünya turuna çıkmaya karar verdik.

Ferry, Hollanda‘ya dönüp daha ehliyetini bile almadan motosikletini altına çekti, üç hafta sonra da ehliyeti 🙂 O da benim gibi işinden ayrılmış, otomobili ve evi dâhil her şeyini sattı. Ben de motosikletimi alır almaz, daha motorun birinci vitesi nerede doğru düzgün hatırlamaz iken, 3 Temmuz 2016‘da İstanbul’dan yola çıktım ve Ferry ile bir hafta içinde HollandaAlmanya sınırında buluştuk.

Asıl macera iki kişi olunca yaşanıyor

Böylece daha birbirimizi dört buçuk aydır tanıyorken başladı motosikletle dünyayı gezme serüvenimiz. Tabi hiç tecrübesiz yola çıktığımızdan dolayı ilk önce Avrupa’da gezmeye karar verdik. Böylece hem motosiklet sürmeyi, kamp yapmayı ve iki kişi birlikte nasıl gezer onu öğrenecektik.

Motosiklet ile yolda olunca Avrupa hedefimizde North Cape’e çıkmak oldu. 4 ay motosikletlerimizin tekerleklerini çevirerek 17.000 km yapıp 21 ülkeyi keşfettik beraber. Ardından Kasım ayında Afrika kıtasına girme kararı aldık. Öyle güneyden ya da doğudan değil direkt Batı Afrika rotasından başladık geziye hem de hiçbir çamurda, kumda, nehirde motor sürme tecrübemiz olmadan, hangi ülkeden vize alıp alamayacağımızı bilmeden.

Onca zorluğa rağmen en muhteşem insan ilişkisi deneyimlerimizi de en kötü yol tecrübelerimizi de Batı Afrika rotamızda yaşadık. Gine Bisau’da motorlarımızı bırakarak ülkenin başkenti Bolama adasına gittiğimizde kalacak yer bulmak kolay olacak derken adaya vardığımızda öyle olmadığını gördük ama Afrika’nın bilmediğimiz bambaşka bir yolunu keşfettik.

Çat pat İspanyolcaPortekizce konuşurken neredeyse 20 yıldır ailesini ziyaret etme şansı bulmamış Sana’da bizimle aynı kanoda adaya varmıştı ve aynı dili konuşabildiğimiz tek kişiydi. Sana bizi köylerine davet ettiğinde teklifi keyifle kabul ettik. Sana‘nın abisi adaki okulda Portekizce öğretmeniydi ve elektriği olan tek ev (jeneratör ile) onundu. 3 gün bu evin ve köyün baş konuğu olduk. Bizim için tavuk yakalayıp kesmeleri bizi çok duygulandırdı çünkü maddi durumları iyi olmayan insanlar her şeylerini misafir baş tacı diyerek memnuniyetle veriyorlardı.

Bu arada yazılanlara göre Gİne Bisau dünyanın en fakir ülkelerinden birisi. Köy halkı balıkçılık ile geçindiği için bize çeşit çeşit balık yaparak ‘hoş geldin’ diyordu. Sadece ben dili ile anlaşabildiğimiz bu insanlarla aynı tabaktan yemek yedik. Bizim için hayatımız boyunca unutamayacağımız bir deneyim oldu.

Bir sonraki unutamadığımız hikâye Nijerya’dan. Yana yakıla lastik ararken sonunda Nijerya’da bulmayı başardık. Motorun arka lastikleri eridiği için Nijerya itibari ile gireceğimiz off roadlarda nasıl motor süreceğimiz konusunda karalar bağlamışken imdadımıza Nijeryalı Toyin yetişti. Kim bize yardım edebilir diye her yere mesaj atarken çıktı karşımıza. Toyin tek tek araştırıp lastikleri buldu ve pazarlık bile yaptı. Lastikleri bize teslim etti ama para almayı unuttu! O dakika lastikleri bulmanın heyecanıyla bunu fark edemedik. Daha sonra mesaj atarak kendisine ödemeyi nasıl yapabileceğimizi sorduğumuzda “Sizlerle tanışmak bizim için bir şeref onca yoldan geçerek ülkemize gelmişsiniz şimdi bu lastiklerle güvenle yolunuza devam edin ve benim için dua edin bana fazlası ile yeter” dedi.

İşte orada sözler bizim için bitmiş sadece masum gözyaşları ve ne söyleyeceğimizi bilmeden yutkunmalarımız kalmıştı. Bunun gibi nice hikâyeler biriktirdik Batı Afrika yollarında.

“Böylesi güzel insanlara denk gelmseyedik…”

DCIM100GOPROGOPR0439.

Tabi her güzel şey gibi kötü şeylerde yaşanıyor yollarda. Ne yazık ki Namibya’ da sokak ortasında saldırıya uğradık. Uzun bir süre 7-8 kişinin arasından kaçmak için boğuştuk, cüzdanlarımızı kaptırdık ama sonunda en az hasarla kurtulmayı başardık ve cüzdanlarımızda giden ehliyet ve ruhsatlarımızı bulmayı başardık. Yaşadıklarımızı daha dün gibi hatırlıyorum. Hatta geziyi yarıda bırakıp dönmeyi bile düşündük ama o gün korktuğumuz için geziyi yarıda bıraksaydık bundan sonraki gezilerimizi nasıl yapacağımız konusunda emin olamadık ve bunun ütüne gitmeye karar vererek gezimize devam ettik. Güney Afrika’ da Cape Agulhas’a ulaşarak Capeto Cape rotasını da tamamladık.

Rotalarına Afrika’nın güneyinden devam ederek doğu rotasından Sudan’a kadar gelmeyi başardık.

Tabi ki yaşadıklarımızı yazmaya sayfalar yetmez ama bunun gibi birkaç kötü olay daha yaşadık. Turkana Gölü etrafında Kenya- Etiyopya geçişi yapmak istediğimizde yağmur nedeniyle taşmış nehirler ile boğuşurken birde iki kişinin palalar ile saldırması bardağı taşıran son damla oldu. Palalı adamlar önümüzü kestiğinde Ferry kumda onlarla boğuşurken gazı açıp kaçamadım onun yerine palanın karşısında çaresizde kalakaldım.

Bunca zorluğa rağmen Afrika’ da öğrendiğimiz bir şey oldu ki kadına el kalkmadığı. İlk olayda da Ferry’ye saldırırken ben adamlara tekme tokat saldırdığımda kimse bana dokunmuyordu. Burada da ben kaskımı açıp kadın olduğumu gösterdiğimde içlerinden birisi palayı indirdi ve daha saldırgan olana durmasını söyledi. İkimiz birden gazı açtık ve olay yerinden kaçtık.

Ama yaşadığımız bu olaylar birbirimize olan bağı daha da güçlendirdi. Böyle şeyler sadece Afrika’da oluyor diye bir şey yok. Dünyanın her yerinde böyle şeyler benzer şeyler yaşanabilir.

“Her şey güzel olacak”

Gezimizi Mısır’da sonlandırmayı planlarken ne yazık ki Mısır vizesi alamadık. Libya’ya geçiş izni vermediler, Suudi Arabistan’da da motosiklet sürme şansımız olmadığı için motosikletlerimizi uçakla Sudan’dan Türkiye’ye getirdik.

20 ayda Afrika kıtasında 52.000 km yol yaparak 34 adet ülkeyi gezme ve keşfetme şansı yakaladık.

Hayalimiz 47 büyük kara parçasında olan ülkeler ile 6 ada ülkesi olmak üzere toplamda 53 Afrika ülkesine girmekti fakat güvenlik veya vize nedeni ile ülkelerin hepsine giriş yapamadık. Motosiklet ile dünya turu rotamıza Kuzey ve Güney Amerika ile devam ederek Alaska’dan Ushuaia’ya doğru uzanan yaklaşık 3 yıl sürecek bir rota planı hazırlarken ne yazık ki yapılan kontroller sonunda meme kanserine yakalandığımı öğrendim. Yaklaşık 4 aydır ameliyatlar, akciğer ambolisi ve kemoterapi nedeni ile zamanımızın çoğunu hastanede geçiriyoruz. Hem Afrika yollarında hem de kanser mücadelemde en büyük destekçim Ferry oldu. Saçlarım artık döküldüğü için kazıtmam gerekirken onun da saçlarında kazıtması her şeyi daha eğlenceli hale getirdi. Kel bir çift olarak daha güzel olduk ve bununla eğlenmeye başladık.

Tedavi sürecinde olumlu sonuçlar almaya başlar başlamaz hemen bahar için rota hazırlıklarına başladık bile. Tedavim bir yıl daha devam edecek ve bu süreçte yeni rotamız karış karış Türkiye. Tedavimi şehir şehir gezerek, hastanelerde yaptırarak yola devam edeceğim ve bu süreçte motosiklet sevgisini aşılamak, sevgi ve huzurun önemini dile getirmek hem hayallerin gerçek olabileceğini göstermek hem de kanserin ertelenmeye gelmeyeceği konusunda bilinçlendirmek için Türkiye yollarında tekerlerimizi sürmeye devam etmek istiyoruz.